mert güller

5000 yıllık evimin öğrettiklerini çöpe atmak

Çilek toplamak için gelişmiş ellerimiz, en hassas dokunmatik ekranlarda kedi fotoğrafı büyütüyor her gün. Çilek, meşhur kahve zincirinden aldığımız plastik kap içindeki meyve atıştırmalığının içinde, dilimlenmiş.


Can Yücel Metin’in TEDxReset‘te dediği gibi, atın üzerine ilk bindiğimiz andan beri bacaklarımız, her geçen gün anlamını yitiriyor bizim için. Ellerimiz metrobüs tutmaçlarını kavramak için hızla özelleşirken, bacaklarımızın temel işlevleri de değişti. instagrama koyduğumuz fotoğraflarda kenar süsü olmak, ayakkabımızın güzel durması için bir değnek, yazın geldiğini anlamak için kumsal fotoğraflarında kadrajdaki apple mojitoyu tamamlamak, hadi en iyi ihtimalle fitness salonlarında kaldıraç-indireç vazifesi. 

Bedenimizi eskimesin diye kullanmıyoruz, aslında daha da eskiyor kullanmadıkça.

En kötü (!) durumda bile açık/taze hava ile çalıştığımız zamanları atlayıverdik. Klimalı ofislerde gün ışığından çok spot ışık altında saatler harcıyoruz. Binanın içi ile dışı arasında hava geçişine izin veren eski ahşap pencerelerimizi çöpe atalı 10 yıl oluyor. Aslında doğada hiç karşılaşmadığımız pvc denilen asla hava geçirmez ve iç havayı tazeleyemez yetenekteki pilastik pencereler moderniteyi yakalamak açısından magna carta’dan daha işlev sahibi bizim için.

2 inek bağlasanız sığmayacak ofislerde en az 10 bilgisayar, 7-8 tablet, 12+ cep telefonu, onlarca metre elektromanyetik alan sahibi kablo, adım mesafesinde yeni 6-7 wireless ağı, mutsuzluk ve huzursuzlukla birleşmiş, sarmış sarmalamış bizi. Çok eskilere gitmeye gerek yok. Topu topu 100-150 yıl önceki insanlara Guantanamo işkencesi gibi gelecek bu sağlıksız, yapay; dolayısıyla mutsuz ortamlarda, günümüzün aktif kullandığımız kısmın yarısı geçiyor.

Gün bitince de, iş çıkışı ise üzerimize nereden baksan 75 yaş yorgunluğu çöküyor. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir