mert güller

Bisiklet Hikayesi 101

hangi bisikleti almalıyım

Uzun zamandır heves ettiğim konuyu 30 yaş bucket list’ime ekledim: Bisikletle uzun yola gitmek!

Farklı bir yola girince her seferinde tekrar farkettiğim bir konu var, “yapamazsın, boşverciler”. Hayal ettiğin şeyi sonuçlandırmanın ötesinde, sana en büyük katkısının o yolda yaşadıkların olduğunun farkında olmayan net bir kitle var etrafımızda. (Allah hepsinin tepesinden baksın :)) son söyleneceği önce söyleyeyim; uzak durun bu insanlardan:)

Bu yapamazsıncı zihniyeti, bu coğrafyanın insanının yeniliğe üşendiği ve kendisinin geride kalmış gözükmemesi için, etrafını da durdurması olarak nitelendiriyorum. Amacım aslında Tekirdağ-Eceabat arasındaki Trakya Bağ Rotası’nı şöyle yayıla yayıla 1 haftada gezmek. Bu amacı söylediğim herkesin yok yaa yapamazsın tepkileri Yuri Gagarin’e verilmemiştir bence 🙂 benzeri bir olayda aramızdan herhangi bir kişiye verilecek reaksiyon aşağı yukarı aynıdır.

 

Life is a journey, not a destination.

Önemli olan yolda olmak, yolda öğrenmek. Bunu asfalt yol olarak düşünmeyin. Bir işin başlangıcı veya bitişinden öte bu iki nokta arasında öğrenilenler insanı güçlendirir. Yaşadığımız hayatlar ise çoğunlukla sonuca odaklı. Sonuç odaklı olmak başka birşey, sonuca odaklı olmak başka. Sonuç odaklı olmak güzeldir, sizi sonuca götürecek debelenmeden asla vazgeçmemenizi sağlar. Sonuca odaklı olmak ise başlangıç ve bitiş arasındaki hikayeyi ve tadı kaçırmanıza, kalite ve katkı bağlantılarını görememenize sebep olur.

Yeni hareket fikirlerimize negatif bakanların çok da ciddiye almayıp yolumuza devam etmeye karar verdiğimizde bisikletle uzun yola çıkmak noktasında elimde 3 koca soru var.

 

  1. Hangi bisikleti almalıyım?
  2. Bisiklet kullanırken bana neler yardımcı olabilir? (Cep telefonu uygulamaları, bisiklet cafe’ler vb)
  3. Yol öncesi ve sonrası çalışmalar neler olmalı?

 

Hangi bisikleti almalıyım?

Şu zamana kadar bisikleti sadece çocukluk anısı ve arada adalara gittiğimde bindiğim bir araç olarak kullanmıştım. Bisiklet almaya gittiğimde bu kadar model arasından neye göre seçim yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hangi bisikleti almalıyım sorusu aklımda döndü durdu, forumlarda bloglarda da yeterince tatmin edici bir yanıt bulamadım. Ancak size rafine olarak “3 adımda nasıl bisiklet alınır?” şeklinde bir sıralama yazdım.

  • Bisikleti hangi yolda süreceksiniz?
  • Bisikleti hangi amaçla istiyorsunuz?
  • Bisiklete ne kadar vakit ayıracaksınız?

Bisiklet tipleri, lastiğin temas edeceği yüzeye ve kullanım amacına göre 3’e ayrılıyor. Hangi bisikleti almalıyım sorusu aslında çoktan seçmeli, 3 şıklı bir soru: Yol bisikleti, dağ bisikleti, hibrid bisiklet.

 

1. Yol bisikleti nedir?

Fransız filmlerinde gördüğümüz önde sepet arkada sepet, boynunda pastel renkli bir fular olan tatlı kadının/adamın arkadaşlarıyla buluşmak için atlayıp gittiği, kısaca ince tekerlekli diye tanıyabileceğiniz bisiklet türüdür. Bu bisikletler genelde düz ve düzgün asfalt yollar için tasarlanmıştır. Yol ile tekerlek arasındaki sürtünme kuvvetini minimize etmek amaçlı temas yüzeyi azaltılmış, daha az enerji ile daha rahat bir sürüş sağlamaktadır. Daha az enerji ile daha az sürüş tatlı bir heyecan yaratıyor ancak, bunun sağlanması için bir ön gereklilik var; doğru düzgün bir asfalt yol. “Ne var yahu heryer asfalt yol zaten” demeyin hemen. Periyodik bisiklet sürmeye başlamadan önce ben de aynısını düşünüyordum. Taa ki, herkesin cayır cayır yol yaptık köprü yaptık diye bağırıp durduğu bir memlekette nasıl olur da bu yollar yamalı bohça gibi olur, 1 km’lik düz (!) yolda 5-6 farklı asfalt tipine, 10 farklı -birbirinden özensiz!- asfalt yamasına denk gelinceye kadar.

Yoğun ve yüklü araçlarla asfalt kullanımı, dandik işçilik, bir miktar da coğrafi-iklimsel koşullar ve sorumsuz belediyecilik ile birleşince İstanbul’un en sakin ilçelerinden birinde olmama rağmen The Dreamers’taki tatlı bisiklet sürme deneyimlerinin İstanbul için pek de uygun olmadığı kanaatine vardım. Umuyorum ki memleketçe çok övündüğümüz şehirler arası duble yollarımız biraz daha düzgündür, orasını henüz deneyimlemediğim birşey diyemeyeceğim.

Kısaca bu tip bisikletle en ufak bir tali yola dahi girmemeniz gerektiğini, eğer bisikletin amortisörü çok çok iyi değil ise bu tip ince lastikli bisikletlerin kilit taşlı yollarda bile sizi ufaktan yoracağını, kısa süreli de olda tali yola girmek gibi bir mecburiyet halinde patinaj dediğimiz şey ile karşılaşacağınızı unutmayınız.

Ama bu bisikletler görünüşte çok şirin, belki kullanımın çoğunun 2-3 km’lik çaplı çember alanlarında olacağı yerler için hala düşünülebilir.

 

2. Dağ Bisikleti (MTB) Nedir?

MounTain Bike (dağ bisikleti) kelimesindeki MTB harflerinden bir kısa isim yaratılmış bu bisikletler aslında hemen herkesin çocukluk döneminde sahip olduğu son bisiklete benzer kalın lastiklere sahip. Bu bisikletlerdeki temel felsefe sürtünmeyi maksimize edilecek şekilde tasarlanmış lastik yüzeyi ile, tali yol, dağ-taş-dere tepe gücünüz yettiğince patinaj yapmadan devam edebilmenizdir. Sürüşteki bu avantajlar, lastik yüzeyinin yer ile temas eden kısmının fazla ve tırtıklı olması sayesinde. Bunun yarattığı dezavantaj ise dümdüz bir asfaltta dahi kullansanız, sürtünme kuvveti ince tip lastiklerden fazla olacağı için sizi düz yolda ince tip lastiklerden (yol bisikletlerinden) daha fazla yorması. Çünkü bu oluşan sürtünme kuvvetini de siz karşılamak zorundasınız 🙂

MTB tipli bisikletlerin güzel tarafı, Yol bisikleti ve hibrit bisikletlere kıyasla görece daha ucuz olması. Yılda birkaç kez de olsa arabaya atıp köye dağa tepeye götürebilme imkanı sağlaması diyebiliriz.

 

3. Hibrit Bisikletler

Kabaca yol bisikleti ve dağ bisikleti arasında bir bisiklet tipi. Düz yolda yol bisikletine kıyasla sürtünmesi (enerji ihtiyacı:) daha fazla, dağ bisikletine kıyasla ise çok daha az. Düz yolda giderken arada parke taş da çıksa, kısmen tali yola da girseniz, ya da yol dandik (silindirle yeterince ezilmemiş, görülebilir pürüzlülükte yüzeyli) asfalt olsa bile kısmen sorunsuz diyebileceğimiz bir sürüş sağlar.

Ben yol bisikleti mi hibrit bisiklet mi sorusu uzun zaman aklımı kurcaladı bir karar veremedim. Nihayetinde hem Türkiye’deki belediyecilik anlayışına (asfalt uygulama işlerine) pek güvenmediğimden hem de arada belki oraya buraya götürürüm diye düşündüğümden bu bisikleti satın aldım.

Yaklaşık bir aydır hibrit tipli bir bisikleti,İstanbul’un görece sakin ilçelerinden Büyükçemece’de kullanan biri olarak iyi ki de yol bisikleti seçmemişim diyorum. Çünkü hiç öngöremediğim bir problemle daha karşılaştım: Yollara dökülmüş toz-toprak-mıcır vs kalıntıları. İstanbul’un devasa bir şantiyeye dönüştüğü günümüzde hem de inşaat sektöründe yoğun mesailer harcayan biri olarak bu durumu nasıl öngöremediğime mi şaşırsam, yoksa yollardaki bu kalıntılara/döküntülere bir önlem almayan belediyeyi mi suçlasam bilmiyorum. Ama böyle rezil bir durum da mevcut.

Bu 3 temel bisiklet tipine ek olarak katlanır bisiklet ve cyclocross denilen yeni türemiş bir bisiklet tipi daha var. Onları da bir sonraki yazıda detaylandıracağım, şimdilik hikayeden kopmayalım 🙂

Buraya kadar okumayı başaranların aklındaki en önemli soru ise muhtemelen FİYAT! Çünkü hangi bisikleti almalıyım sorusunu sorduğumuz hemen herkesin ilk yanıtı “ne kadar bütçen var?”!
Ne kadar ekmek o kadar köfte, bunu biliyoruz.

Bisiklet araştırmalarıma başladığımda neredeyse tüm forumlarda, bloglarda ve birebir sohbetlerimde ilk soru -ve çoğu zaman maalesef tek!- soru buydu: Ne kadar bütçen var? Her araştırma ve her sohbet de aşağı yukarı aynı yere bağlanıyordu “Üzerine biraz daha koyarsan çok güzel ikinci el birşey bulursun, bisikletin ikinci el piyasası zaten oldukça hareketlidir.” Araştırmalarımın ergenlik dönemlerinde bu döngüye sıkışıp kalıp bıraktım hep. Fiyat dilemmasına eklenen teknik terimler ile (çift amörtisör, bilmemnasıl sele, karbon çelik gövde vb) mevzu iyice bulaşılmaması gereken karmaşık bir olaya döndü ve uzaklaştım. Şunu öğrendim ki İstanbul’da bisiklete binmenin önündeki en büyük engel şehrin topografyası ve bu konuya bulaşmaya lütuf göstermeyen belediyeler. İkinci en büyük engel ise “bisiklete bin, pedal çevir, gerisi gelir” demek yerine fiyat ve teknik bulanıklıklar ile mevzuyu karmaşıklaştıran bisiklet sever camia.

Tıkandığınız her an viks pastil etkisi ile nefesinizi açan ikili Aydın abi ve Tuna abi ile bir sohbetimizde bu konu açılmamış olsaydı muhtemelen daha bir ay dolmadan üstelik İstanbul gibi bir 120 kilometre bisiklete binmiş bir insan olamazdım. Sohbeti uzun uzadıya aktarmama gerek yok, ben kısaca planımdan bahsettim ve Tuna abi’den Aydın abi’nin Türkiye’nin birçok noktasını pedalladığını öğrendim (Bu iki güzel insan ayrı ayrı yazı konuları, oralara şimdi girmiyorum).

Hangi bisikleti almalıyım soruma, Aydın abi’den hayat mottosu gibi yorum
“Mertcim, bul herhangi bir bisiklet, yola bakma, saate bakma, pedala bas, devam et.. Yol sana anlatır.. Bisikleti tanırsın, kendini tanırsın.. Önce keyfine var, detaylara sonra bak! İnsanlar 30 yıllık bisikletle dünya turu yapıyor, önemli olan pedala basmak”

Yukarıda yazdığım sonuca odaklanmamak, süreçten keyif almak vb tüm zırvaları tek kalemde özetleyen muazzam bir söz, daha ne.

Gelecek yazılarda Bisiklet kullanırken bana neler yardımcı olabilir? (Cep telefonu uygulamaları, bisiklet cafe’ler vb) ve Yol öncesi ve sonrası çalışmalar neler olmalı? sorularına yanıt aramaya devam edeceğim. Şimdilik tek yapılması gereken, çatıdaki eski bisikletin tozunu alıp sakince pedallamak.